Abdullah Aymaz - Zaman- (04.02.2007)
Dimitri, ailesiyle beraber bir Avrupa şehrinde yaşıyordu. Müslümanlığı Arapların arasında tanımış; ama pek ilgi duymamıştı. Üç sene önce okuduğu lisede din dersleri veren bir Türk öğretmenle tanıştı...
Onun yaşayışı ve sorularına ondan aldığı cevaplar ruhunda ve gönlünde yer etti... Ailesinin, bilhassa ağabeyinin karşı çıkmalarına aldırmadı. Öğrendiği ve bildiği kadar İslâmiyet'i onlara anlatmaya çalıştı. Geçen Ramazan ayında annesi Niki, şefkatinden ve her geçen gün değişen bakış açısından dolayı, oruçla ilgili kitaplar okuyup on beş gün oğluyla oruç tuttu ve Ramazan boyunca ona sahur, iftar yemekleri hazırladı.
Mütevazı hocamız, Dimitri ve annesini bir gün iftara davet etti. Davete icabet ettiler. Öğretmenimize, annesi, "Bu oğlum bana bir hediye... Çünkü beni çok değiştirdi. Aslında ben aile bağlarımı tamamen kesmiştim. O kadar uzaklaşmıştım ki, eğer elimden gelseydi, vücudumdaki kanımı bile onlardan hiçbir şey kalmasın diye değiştirir ve kendime taze kan bulurdum. Oğlum bana Müslüman olduktan sonra sıla-i rahimin ne kadar önemli olduğunu izah etti. Bunun üzerine ben tekrar ailemle barıştım." dedi.
Müslüman olmamasına rağmen Niki Hanım, iftara gelirken, oruç açmaları için hurma alıp getirmişti ve, "Buyurun, iftarımızı hurmayla açalım." dedi. İftardan sonra da öğretmeni, ailecek kendi evlerine davet etti.
Arife günü öğretmenimiz, Dimitri ve annesi Niki ile ilgili müjdeli bir rüya gördü. Rüyasında büyük bir dertliye Dimitri ve Niki ile ilgili gelişmeyi aktarıyordu. Izdırap ve üzüntü içindeki o zât, çok sevindi, yüzü parlamaya başladı. Parladıkça da gençleşti. Bu rüyanın akşamına da davete uyup onlara ailesiyle Niki'ye iftara gittiler. İki saat sohbet ettiler. Öğretmenimiz bir işaret bekliyordu; ama rüyayı tasdik edici bir durum gözükmüyordu. Tam vedalaşıp ayrılacakları zaman Niki Hanım öğretmenimize, "Eşinizin bana bahsettiği rüyanız gerçekleşti zaten... Sizin Kadir Gecesi dediğiniz gece ben işimde idim. Bir anda içime bir huzur girdi ve rükûya eğilmem gerektiğini hissettim, 'Allah'ım, ben Sana ve Muhammed'e iman ettim.' dedim." dedi. Dünyalar sanki öğretmenimizin olmuştu!..
Bu habere herkesten daha çok aslında Dimitri sevindi.
Ekim ayında Dimitri, nişanlısı Lactiric ile beraber Türkiye'ye geldi. Öğretmenimiz onları İstanbul, İzmir, Urfa, Adana, Gaziantep ve Adıyaman'a götürüp gezdirdi. Câmilerin, bilhassa ezanların çok tesirinde kaldılar. Bir o kadar da eğitim hizmetlerine destek veren insanların halleri onlara tesir etti. "Biz gerçekten Müslümanlığın ne olduğunu bu fedâkâr insanlardan öğrendik." dediler.
Fakat Dimitri câmilerimizdeki bizim bazı hallerimizi de tuhaf buldu ve şunları söyledi: "Neden hızlı namaz kılıyorsunuz? Namaz geçiştirilecek bir şey mi? Neden bazı imamlar cemaate tesbihat ve dua için döndüklerinde daha mütebessim değiller? Biraz sert gibi görünüyorlar. Efendimiz (sas) halbuki her zaman mütebessim idi."
Bir mukaddes ve muazzam derya içinde bulunan bizler ülfet ve ünsiyetle maalesef bazı şeylerin farkında değiliz. O muazzam ve her zaman terütaze olan güzellikleri aynı aşk ve şevkle iliklerimize kadar doya doya hissedip yaşayamıyoruz. Onlar ise çölden vahâya koşar gibi bu yepyeni halleri ve açlık ve susuzluklarının, ihtiyaçlarını iyi hissettiren fıtrî vaziyetleri ile, mukaddeslerimizdeki güzellikleri daha iyi anlıyor ve idrâk derinlikleriyle ülfet ve ünsiyetten uzak şekilde onlardan, onlardaki manevî gıdalardan daha iyi istifade ediyorlar... Onların bu güzel halleri, bizlere de ders olmalıdır.
Yazının orjinali için tıklayınız