Ahmet Kurucan - Zaman- (03.11.2005)
Bir Müslüman olarak 80’li yılların sonunda Fukuyama’nın ortaya koyduğu “tarihin sonu” tezinde bahsettiği değerler buysa istemem kalsın diyesim geliyor. Malum, Fukuyama Batı’nın ulaştığı değerleri -demokrasi, liberal düşünce, ekonomik sistem vs.- insanlığın ulaşacağı son sınır ve zirve kabul ediyordu. Maddi refah seviyesi, hayat standartlarının yüksekliği elbette bir şey, ama her şey değil...
İnsanlık tarihinde temel insan hakları ile insani değerlerin bu ölçüde geniş alanlı olarak çatıştığı bir dönem olmamıştır sanırım. İnsan hakları kisvesi altında insanın hayvani, beşeri, süfli ve şehevi isteklerinin evrensel insani değerlerle çatışmasından bahsediyorum. ABD’de son yıllarda yaşanan ve gittikçe alan genişleten ahlaki değerlerdeki yozlaşma ile alakalı bazı somut tablolar sunacağım sizlere bu yazımda.
Önce şu hususa açıklık getirelim; insanlık tarihi boyunca genelde dinlerin temsilciliğini yaptığı dinî ve ahlakî değerleri insani değerler olarak isimlendirmek mümkündür. Çünkü kaynağını İlahi iradeden alan bu değerlerin ferdi açıdan akıl, mantık, hissiyat ile çatışması mümkün olmadığı gibi toplumsal açıdan da selim aklın inşasını arzu ettiği düzenle çatışması mümkün değildir. Aksine bunlar insanın ferden tatmininden toplumsal sistemin kurulmasına kadar hemen her safhada temel alınması gerekli olan unsurlardır. Mesela hırsızlığı, zinayı, alkol ve uyuşturucu yasağını, faizi ya da anne-baba ve akrabaya iyi davranmayı, gıybet, suizan ve iftira etmeme vb. emir ve yasakları huzurlu ve mutlu bir toplumsal ortamın sağlanmasındaki payını hayalinizde canlandırın; karşınıza çıkacak sonuç şudur; bunlar yeri başka hiçbir şey ile doldurulmayacak ve istenilen düzenin kurulmasında mutlaka temele oturtulması gerekli olan kurallardır dersiniz. Bu açıdan başta dinî ve ahlakî değerlere hiçbir din ayırımı gözetmeksizin insani değerler demeyi tercih ettim. İslam haricindeki dinlerde bu değerlerin yozlaşmaya maruz kalması, asli ve orijinal hüviyetinden uzaklaşması/uzaklaştırılması ayrı bir konudur.
ABD’de değerler erozyonu
Gelelim yazı konumuza; insani değerlerdeki bu yozlaşma gün geçtikçe yaş sınırını küçültüyor ve herkesi etki altına alıyor. Eşcinsellikten uyuşturucuya kadar birçok alanda fıtri çizgiden sapma, kötü alışkanlıklara başlama çok küçük yaşlarda tercih konusu oluyor. Belki önceleri çevreden etkilenme ile başlayan bu süreç daha sonra şuurlu tercihler haline dönüşmektedir. Demokratik rejimlerde gördüğümüz örgütlenme hakkının kullanımı, medyanın desteği, Hollywood, bilgisayar oyunları endüstrinin bunu paraya dönüştürme istekleri, sınır tanımayan internet teknolojisi ile bu yozlaşma maalesef tüm dünya sathına yayılmaktadır.
Müslüman ülkeler hakkında herhangi bir araştırmam ve gözlemim yok; ama 6 yıllık Batı ülkesindeki yaşamımda edindiğim gözlem sonucu şu ki anne-babaların büyük bir çoğunluğu ya sahip çıkamadıklarından ya da bunu çocuklarının ferdi hürriyetlerine müdahale kabul ettiklerinden dolayı insani değerlerden uzaklaşmayı saygı ile karşılıyorlar. Hukukun böylesi bir aşamada ergenliğine kavuşmuş çocuktan yana olması da bunu zorluyor olabilir.
Biraz açayım ve bu bağlamda sizlere eşcinsellikle alakalı insanın kanını donduracak bazı rakamlar ve bilgiler vereyim isterseniz: ABD eğitim düzeni içinde bizdeki öğrenci kulüplerine benzer kulüpler var. Bu kulüpler spordan sanata çeşitli gönüllü faaliyetlerle çocukların sosyal hayata adaptesini sağlamak amacıyla kurulmuş. Şimdi sıkı durun; ABD genelinde 30.000 liseden 3.000 tanesinde gay kulübü var. Kısaca GSAs (Gay Straight Alliances) denen bu kulüpler eşcinselleri (gay-lesbiyen) çatısı altında buluşturuyor. Bitmedi; 290 tane GSAs da ortaokullarda resmen kurulmuş ve faaliyet gösteriyor. ‘Ortaokul üç çocuğu dahi olsa -ki 14 yaşındadır- 14 yaşındaki çocuğun cinsel tercihi mi olurmuş?’ diye soruyorsanız, cevabı şu: Yapılan anketler gençlerin cinsel tercihlerine çoğunlukla 14-15 yaşlarında karar verdiğini söylüyor. Bir istatistik daha sunayım sizlere; freshmen dedikleri üniversite birinci sınıf öğrenciler arasında son günlerde yapılan ankette eşcinsel (gay ve lezbiyen) oranı % 57.
Öğretmenler de GLSEN (Gay, Lesbian and Straight Education Network) adı altında dernekleşmişler. Eşcinsel oluşundan dolayı başkalarının yanlış bakışlarına, sözlü fiili saldırılarına karşı öğrencilerinin hamileri bu öğretmenler. Tam bir dayanışma örneği(!) veriyorlar sizin anlayacağınız. Web sayfaları, YGA (Young Gay America) gibi aylık-üç aylık dergileri, yıllık düzenledikleri kampları da organizenin uzantıları. ‘Bütün bunlar karşısında sağduyu sahipleri bir şey yapmıyor mu?’ sorusunu sorabilirsiniz. İşin açıkçası ciddi denecek ölçüde bir muhalefetten bahsetmek şimdilik çok zor. Duyduğumuz, basın-yayına intikal eden bazı kiliselerin cinsiyet karışıklığı (gender confusion), profesyonel yardım (professional help) isimleri altında hazırlayıp bedava dağıttıkları broşürleri ile eşcinsellikten vazgeçen liseli gençlere yıllık 4.000 ila 30.000 dolar arasında teklif ettikleri üniversite bursları var yapılanlar arasında.
Amerika toplumu çözüm arıyor
Bu yozlaşmaya karşı çıkan siyasiler de var elbette. Eşcinselliği serbest bırakma adına yaşanan kanunlaştırma çalışmaları siyasileri ikiye bölmüştü 2004 başkanlık seçimleri öncesi hatırlarsanız. Eşcinselliğin anayasal haklar kategorisine alıp federal hale getirmek ve böylece eyaletlerdeki farklı uygulamalara son vermek temel amaçtı. Fakat kopartılan bu gürültüler suyun akışını değiştireceğe benzemiyor. Veya daha insaflı konuşarak şöyle diyelim; uzun vadede değiştirse de kısa vadede değiştirmez. Modernizmin ürettiği ferdiyetçiliğin en üst düzeyde hem de yıllardır yaşandığı bu ülkede kanun gücüyle yapılacak düzenlemeler sadece sisteme karşı münafık üretir. Karşıt grupları yeraltına sürükler. Yeni toplumsal çatışmalara kapı aralar.
Bir Müslüman olarak 80’li yılların sonunda Fukuyama’nın ortaya koyduğu “tarihin sonu” tezinde bahsettiği değerler buysa istemem kalsın diyesim geliyor. Malum, Fukuyama Batı’nın ulaştığı değerleri -demokrasi, liberal düşünce, ekonomik sistem vs.- insanlığın ulaşacağı son sınır ve zirve kabul ediyordu. Maddi refah seviyesi, hayat standartlarının yüksekliği elbette bir şey, ama her şey değil. İşte manzara yukarıda. Ve bu, büyük fotoğrafın sadece bir karesi.
Eşcinsellik çıkış noktası itibarıyla beşeri, şehevi hisler temeli üzerine otursa da -ki insanlık tarihi boyunca bu olgunun varlığı bunun ispatıdır- ABD’de bugün almış olduğu hüviyet tamamıyla reaksiyonerdir. Çünkü bireyselliğin adeta kutsandığı bir ülke burası. Dolayısıyla kilisenin ve devletin eşcinselliğe müdahalesi hangi gerekçeye dayanırsa dayansın bireysel hürriyetlere, bireyin tercih hakkına tecavüz olarak algılanıyor. Nitekim şimdilerde eşcinsel olarak hayatını sürdüren bazı kadın ve erkeklerin eski evliliklerinden olma çocuklarının gençlerde anne-babalarını destekleme adına yaptıkları protesto gösterisi bu çerçevede ancak açıklama getirilebilecek bir hadise.
Hasılı, ABD’nin işi zor. Hem de çok zor. Çünkü meşru ile gayrimeşrunun tanımı bile yok ortada.