Anasayfa | 19.08.2009
  • Blog
  • Arşiv
  • Fotoğraflar
  • Flickr
  • Zooomr
  • Twitter
  • RSS'ten Paylaştıklarım
 
Cami ışıklarına bakan çocuk...
28.10.2005 - 20:21 | Atakan Eser  | Sevdiğim Yazılar  | 5 Yorum |  Tavsiye Et

Ahmet Altan - Hürriyet- (23.10.2005)

Sonra büyüdüm.

İnanmanın huzurundan aklın huzursuzluğuna geçtim.

O çocukluk dönemimden sonra bir daha hiç dindar olmadım, oruç tutmadım, dua etmedim, namaz kılmadım.

Lise yıllarında karşımdakinin inançlarına hiç aldırmaz, herkesin korktuğu bir güçten korkmamanın tuhaf lezzetiyle diğer çocuklarla kıyasıya tartışırdım, onlar Tanrı’nın varlığını kanıtlamaya çalışırlardı ben yokluğunu.

Küçük bir çocukken inanmayı ne kadar sevdiysem, ilk gençliğimde de inanmamayı o kadar sevdim.

Başkaldırmanın müthiş cazibesine kapılmıştım.


Çocukluktan gençliğe geçmeye çalıştığım dönemlerde yazarlık hayalleriyle dolu olduğumu gören babam, ‘Yanağını cama yapıştırıp, evin çaprazındaki caminin şerefesinde iftar zamanını haber veren ışıkların yanmasını, ışıklar yanar yanmaz bunu bağırarak haber verdiğinde büyüklerin aferinini almak için heyecanla bekleyen bir çocuğu anlatabilir misin’ demişti.

Yaklaşık kırk yıldan beri o çocuk aklımdadır.

Hálá o sahneyi ve o çocuğu en iyi biçimde nasıl anlatacağımı bulamadım.

Ama bu görüntü benim yazarlık temrinlerimden biri oldu.

Babamın kendi çocukluğunun anılarının arasından çıkartıp bana yazı ödevi olarak verdiği sahneye kendi çocukluğumun anıları da eklendi.

Evimizin hemen karşısındaki küçük cami.

Ramazan geceleri mahallenin çocuklarıyla birlikte gittiğimiz teravih namazları, camideki büyüklerin bize başka zamanlarda pek de göstermedikleri bir şefkati göstermeleri, hálá çocuk aklımla ezberlediğim biçimde söylediğim ‘allah umme salli ala’nın muhteşem melodisiyle dalgalar gibi kabaran o tuhaf coşku, namaz çıkışında hissettiğimiz o ağırbaşlı memnuniyet...

Sahur vakti sıcak yataktan gözlerim yarı kapalı kalkıp sobası yakılmış salonda hazırlanmış sofraya oturuşum, galiba sadece ramazanlarda yapılan o yumurtaya bulanmış ekmek kızartmaları, demli çay, beni sevgiyle ve gururla bağrına bastığını düşündüğüm büyük bir kalabalığın parçası olmanın güveni ve sonsuz bir huzur.

Allah’ı çok sevmiştim.

Ondan benim anlamadığım kelimelerle söz ediyorlardı ama o benim için, beni sevmesini istediğim temiz yüzlü yaşlı bir dedeydi, oruç tuttuğum zamanlarda bana gülümsediğini düşünürdüm.

Doğrusu ya ondan pek korkmazdım.

Ama beni sevmesini isterdim.

İlk kez okulda din hocası cehennemi uzun uzadıya bütün korkunçluğuyla anlattığında dehşete düşmüştüm, benim teravih namazlarında, iftarlarda, sahurlarda hissettiklerimle hocanın anlattıkları hiç birbirine benzemiyordu.

O, beni çok korkutan, bana çok uzak, çok mesafeli, çok gazaplı, benim çocuk aklımın kavrayamayacağı çok ürkütücü bir güçten bahsediyordu.

Biz dede-torun değildik.

Beni sevmiyordu.

Kötü bir şey yaparsam beni ateşlerin içine atacak, beni yakacak, bana acılar çektirecekti.

Ben ona hiç böyle şeyler yapmazdım ki, ben onun için hiç böyle cezalar düşünmezdim ki, ben onu seviyordum, o niye beni ateşlerin içine atmak istiyordu.

Çok korktuğumu, çok üzüldüğümü hatırlıyorum.

Bir daha uzun yıllar camiye gitmedim.

Din hocası benim çocukluk dünyamın en huzurlu hayalini, o soğuk yatakhanelerde uyumadan önce dua edip kendisine gülümsediğim, herkes bana yaramazlık yaptım diye kızdığında kendisine sığındığım ‘yakınımı’ benden koparmıştı.

Sonra büyüdüm.

İnanmanın huzurundan aklın huzursuzluğuna geçtim.

O çocukluk dönemimden sonra bir daha hiç dindar olmadım, oruç tutmadım, dua etmedim, namaz kılmadım.

Lise yıllarında karşımdakinin inançlarına hiç aldırmaz, herkesin korktuğu bir güçten korkmamanın tuhaf lezzetiyle diğer çocuklarla kıyasıya tartışırdım, onlar Tanrı’nın varlığını kanıtlamaya çalışırlardı ben yokluğunu.

Küçük bir çocukken inanmayı ne kadar sevdiysem, ilk gençliğimde de inanmamayı o kadar sevdim.

Başkaldırmanın müthiş cazibesine kapılmıştım.

Hayatın zıpkınlı acılarından beni koruyacak bir güç yoktu artık, her acı doğrudan tenime yapışıyor, o acıları taşımakta ilahi bir güç bana yardımcı olmuyordu.

Yirmili yaşlarımda Ankara’da bir işçi kooperatifinde karımla birlikte epeyce sıkıntılar çekerek yaşarken komşularımız olan bir ‘inançlı insanlar’ grubuyla karşılaşmıştık.

Gerçekten çok hoş insanlardı, yumuşaktılar, hoşgörülüydüler, benim gençlik saygısızlıklarımı kibar bir sabırla karşılıyorlardı.

Aralarından bir tanesi eski bir kabadayıydı, iriyarı, güçlü kuvvetli bir adamdı, epey kavgaya karışmış, günahın her türlüsüne batıp çıkmıştı, sonra ‘inancı’ bulmuştu.

Beni sessizce dinler, ben sözümü bitirince ‘Ahmet, kardeşim’ diye başlardı lafa, beni ‘doğru yola’ getirmek için uğraşırdı.

Dini korkuyla değil sevgiyle anlatırdı.

Zor günlerdi, babam hapisteydi, kız kardeşim hastaydı, karım hamileydi, beş kuruş para yoktu, bir yayınevinin zemin katında düzeltmen olarak çalışıyor, kazandığım paranın çoğunu kiraya veriyordum.

O sırada hayatımdaki en iyi şey o dindar insanlardı.

Dindarları sevdim.

İnançlarını paylaşmadım ama onlara ve inançlarına imrendim.

Bana çocukluğumu, teravih namazlarını, sahurları, iftar sofralarını, huzuru hatırlatıyorlardı.

Öfkeli değillerdi, çıkarcı değillerdi, haramdan ölesiye korkuyorlardı, muhtaçlara yardım ediyorlardı, inançlarıyla böbürlenmiyorlar, dini bir gösterişe döndürmüyorlardı.

Onlara saygı göstermeyi öğrendim.

Kendi inançsızlığımla onları kırmamaya özen gösterdim.

Zor günlerde bir ‘inançsıza’ bağışladıkları dostluğu hiç unutmadım.

Din hakkında düşünmeye başladım, ‘din bir afyondur’ ezberinden ‘din nedir’ sorusuna geçtim, insanların ve toplumların hayatında dinin yerini merak ettim.

Gerçek bir dindarla, bir müminle, dini gösterişli bir rozet gibi yakasına takanlar arasındaki farkı gördüm.

İçinde bir vahşetle, bencillikle hatta kötülükle doğan ve ölüm gibi karanlık bir yok oluşla varlıkları sona eren insanların gelişiminde, yaşama gücü buluşunda, ahlakı yaratışında, vahşetini sınırlayışında dinin çok önemli kültürel bir değer olduğunu fark ettim.

Dindar olmadım, inançlı olmadım.

Hálá da değilim.

Hiçbir zaman da olmayacağım herhalde.

Ama din fikrini, gerçek dindarları seviyorum.

Tanrı’yla ilişkim ise anlatılması çok zor çelişkilerle dolu.

Varlığına inanmıyorum ama o varmış gibi hissetmekten hoşlanıyorum, annemin mezarına gittiğimde dua etmiyorum ama annemi ‘ona’ emanet ediyorum.

Artık ne ölümden ne de ölümden sonrasından korkuyorum ama öldükten sonra sevecen bir ışıkla karşılaşıp yaramazlık yapmış küçük bir çocuk gibi ona sığınıp gülümseyeceğimi aklımdan geçiriyorum.

Din hocası cehennemi anlatana kadar süren kuvvetli bir inanca dayalı ‘ilişkim’ şimdi bir başka biçimde sürüyor, onun adına yeryüzünde cehennemi yaratanları, onun adıyla gösteriş yapanları, onun adına benim gibi ‘inançsızlara’ öfkelenenleri, onun adını sadece insanları korkutmak için kullananları ‘onunla’ arama sokmuyorum.

Tanrı’dan bir beklentim yok.

Ona duyduğum sevginin, eğer o varsa, bir beklentiden ya da bir korkudan kaynaklanmadığını o biliyor.

Günahkar olduğumu da, babasının sevgisine sığınan biraz şımarık bir evlat gibi bu günahları işlemeye devam edeceğimi de.

Din adına dehşet salanlar ne derlerse desinler, başkaları için kötülük düşünmeyenleri onun affedeceğine inancım tam, benim tanrım her şeyden önce ‘başkaları için kötülük düşündün mü’ diye soracak bir tanrı.

Başkaları için kötülük düşünmezsem, onun varlığına inanmasam bile beni affedeceğini sanıyorum.

Affetmezse de gücenmeyeceğim.

Çocukluğumda tuttuğum oruçların, oturduğum iftar sofralarının huzurunu hiç unutmadım.

Bugün, bir tek kez öyle bir huzurla iftar yapabilmek isterdim.

O huzuru hissedenler, dilerim, o huzuru gereksiz öfkelerle bozmazlar.

Ben bir daha o huzuru bulamayacağım.

Ama, ‘yanağını dışarının soğuğunu hissederek cama dayayıp, evin çaprazındaki caminin ışıklarının yanmasını bekleyen’ çocuğu anlatmayı hep deneyeceğim.

Sanırım bunu hiçbir zaman tam da beceremeyeceğim.

 


YORUMLAR :  5 Yorum yapıldı.
Ortalama Puan=2,2  
1 - elif deniz ( 2 Puan )
08.03.2009 15:53:41
Alllah bütüninsanlara islamın güzelliğini huzurunu bahşetsin...inanmak isteyipte inanamayanlarada allah hidayet eylesininş...
2 - Meryem Bulut ( 5 Puan )
19.12.2008 21:14:40
Sayın Selami Kılıçarslan, dokunduğunuz takdirde mahvedecek bir ele sahipseniz ve dokunmayı denediğiniz hususta bu kadar hassas ise ALLAH RIZASI İÇİN SUSUN!!!
3 - ölüm meleği ( 4 Puan )
14.10.2008 12:37:43
gzl
4 - selami kılınçarslan ( 0 Puan )
14.02.2006 04:01:00
Kendini kandırmabence Ahmet Altan. Allah var ve kendisine inanmayanları cezalandıracak. Bunu sende adın gibi biliyosun. Yalan söylemeyi bırak. Hem kendine, hem de okuyucularına. Ben okuyucun değilim. Bu yüzden sana zaten inanmıyorum.
5 - wolkan ( 0 Puan )
18.12.2005 13:22:15
aslına bakarsanız 21 yuzyılın gencelreının
hepsının orunu bu hıc bır zaman ortada olamamak ortada derken ınanclı arkadaslarımızın ınanacsız arkadaslarımıza ve ınancsız arkadaslarımızın ınanclı arkadaslarımıza karsı saygılı davranmaması.Bu konu bugunun toplumunda en önemli sorunlarında bır tanesı bence.


inanmak konusuna gelınce ınsanların ınanc konusunda her zaman tek taraflı davrandıgı kanısındayım ve dıger ınsanlara karsı bu duygularında hep yalan soyledıgının. ben de ınancı olmayan ınsanları arasına kendımı
koyuyorum. Ama bu demek olmuyokı allah kelımesını kullanmıyorum. benım ınanmadıgımı soyledıgımdeılk tepkı olarak akarsıma gecıpte acı cektıgınde basına olmakdık bır ıs geldıgınde ılk ne dersın benım cevabımda herkesın bıldıgı gıbı allah kahretsın derım demeyede devam edrım ınanmıyon o zaman nıye allahın adını kullanıyorsun derler. bence bunun cvbını en guzel sıkılde ahmet altan vermıs.oyle dın hocam olmadı tek fark o. bence ınsanlar kendı vıcdanlarıona ınansınlar ve onu hos tutt uktan sonra dıger ınancların bu ınancın yanında guzsuz kaldıklarını gorurler.

KISACASI VICDANIMI RAHATSIZ ETMEDIGI SURECE HER SEYI YAPARIM.


YORUM YAZIN
Adınız Soyadınız
 
e-Posta
Verdiğiniz Puan
Yorumunuz
Beni Hatırla
Güvenlik Numarası
Güvenlik numarasını giriniz
Konular

Aklımda Kalanlar

Başımdan Geçenler

Sevdiğim Yazılar

Kendime Notlar

Vizör

Kitaplardan

Isa'ya

Geliştirme

Kısa kısa
Diğer Yazılar
Bak işte bunun için bir PS3 alabilirim!
Yasaklara karşı bir duruş ve Google IP'leri
Ne diyebilirim ki? Çok üzgünüm...
Usta olabilmek
hash hash
Haberlere karşılaştırmalı bir bakış için Haberdar.com
Unicode (utf-8) çevirim aracı
Uğur Böceği Terbiyecisi
Orası İstanbul, Konstantinapol değil.
SVN : Access denied: 'username' MKACTIVITY repository:
Ailenizin kahramanı
Mükemmel bir atlayış! Screenr.com *
Varchar(MAX) alanlar için veri girişi problemlerine bir çözüm.
Toplantı nasıl olmalı?
2 Adam 2 Açı
Son Yorumlar
ERKAN ÖZDEMİR 24/07 13:36
Sanma şâhım herkesi sen sâdıkâne yâr olur
vefa kılınç 16/07 11:42
Sanma şâhım herkesi sen sâdıkâne yâr olur
vefa kılınç 16/07 11:41
Sanma şâhım herkesi sen sâdıkâne yâr olur
CaN AKIN 14/07 22:05
Sanma şâhım herkesi sen sâdıkâne yâr olur
Hakan 10/07 22:46
Bak işte bunun için bir PS3 alabilirim!
Serkan Tütüncü 24/06 15:13
Sanma şâhım herkesi sen sâdıkâne yâr olur
Serkan Tütüncü 24/06 15:13
Sanma şâhım herkesi sen sâdıkâne yâr olur
Serkan Tütüncü 24/06 15:13
Sanma şâhım herkesi sen sâdıkâne yâr olur
Serkan Tütüncü 24/06 15:13
Sanma şâhım herkesi sen sâdıkâne yâr olur
Serkan Tütüncü 24/06 15:12
Sanma şâhım herkesi sen sâdıkâne yâr olur
Son Foto Yorumlar
enver kahraman 18/07 15:16
Atatürk'ün Evi
Halil 09/07 21:00
Yivli Minareli Cami
Halil 09/07 20:58
Yeşil Türbe
Halil 09/07 20:51
Üçüncü Ahmet Çeşmesi
Halil 09/07 20:49
Uludağ
Halil 09/07 20:47
Sümela Manastırı 2
Halil 09/07 20:46
Sultanahmet Meydanı
Halil 09/07 20:44
St.Antoine Kilisesi
Halil 09/07 20:42
Nemrut Dağı Kalıntıları
Halil 09/07 20:40
Muradiye Camii 2
Yazarlar
Atakan Eser
Linkler
Korhan Erdem
10.cu Köy
Haberdar
Belediyeden.com
Hasan Özcan
Marketplace Dominator
Bisorusor Blog
Bisorusor
Erkyazılım
Basit Mevzular
Ahmet Kırtok
İdris Cin Blog
Erkyazılım Blog
Blog Arşivi
2010 (8)
Haziran (2)
Mayıs (2)
Şubat (1)
Ocak (3)
2009 (29)
Aralık (3)
Kasım (3)
Ekim (2)
Eylül (1)
Ağustos (4)
Temmuz (3)
Haziran (1)
Nisan (1)
Mart (4)
Şubat (3)
Ocak (4)
2008 (59)
Aralık (8)
Kasım (7)
Ekim (8)
Eylül (3)
Ağustos (2)
Temmuz (2)
Haziran (4)
Mayıs (6)
Nisan (5)
Mart (6)
Şubat (4)
Ocak (4)
2007 (53)
Aralık (6)
Kasım (7)
Ekim (7)
Eylül (11)
Ağustos (3)
Temmuz (2)
Haziran (3)
Mayıs (1)
Nisan (3)
Mart (5)
Şubat (3)
Ocak (2)
2006 (28)
Aralık (2)
Kasım (2)
Ekim (8)
Eylül (2)
Ağustos (1)
Temmuz (2)
Haziran (1)
Mayıs (3)
Nisan (2)
Mart (2)
Şubat (1)
Ocak (2)
2005 (30)
Aralık (1)
Kasım (1)
Ekim (6)
Eylül (2)
Ağustos (2)
Haziran (4)
Mayıs (2)
Nisan (2)
Mart (1)
Şubat (7)
Ocak (2)
2004 (24)
Aralık (2)
Kasım (1)
Ekim (4)
Ağustos (3)
Temmuz (1)
Haziran (1)
Mayıs (5)
Nisan (4)
Mart (1)
Şubat (2)
2003 (14)
Aralık (2)
Kasım (1)
Ekim (3)
Eylül (2)
Mayıs (6)
© 2003 - 2010 Kendime Notlar. Tüm hakları saklıdır.
Anasayfa | | Tavsiye Et
Bu sitede KolayBlog kullanılmıştır.