Sizi bilmem; ama ben yaşadığımız tartışmaların inanılmaz faydası olduğuna inanıyorum. Gerginliğin ekonomiyi olumsuz etkilediği masallarına da inanmıyorum. Eğer gerçekten sağlamsa değil YÖK, 2. Mahmut’un saz heyeti yürüse bile ekonomiye bir şey olmaz. Yok yaşadığımız yalancıktan bir düzelmeyse de bir an önce gerçeği görmemiz bence daha iyi. Siz bakmayın üç beş Borsa spekülatörünün küçük yatırımcıyı söğüşlemesine.
Önceki yazımda da demiştim. Toplumda gerginlik filan yok. Gerilen başkaları. Siyasiler, medya ve her hücresine kadar politize olmuş üniversite camiası.
Yürüyorlar, haykırıyorlar, hakaret ediyorlar, cübbe altından sopa gösteriyorlar. Ve ben bu milletin sakinliğine, anlayışına, akl-ı selimine bir kez daha hayran oluyorum. Yürümeye karşı yürümek yok mesela. Kaderleriyle oynanan imam hatipli gençler taşkınlık yapmıyor, onlar da yürümüyor, YÖK’ün Meclis’i basması gibi, oraları basmıyor, kürsülere el koymuyorlar. Türk insanından beklenen tevekkül ve sabır var. ‘Elbet bir gün bizi anlayacaklar’ tahammülü var.
1960’ta ‘bu ülkenin sahibi biziz, sizi ipe göndeririz’ ana fikriyle yürüyen öğretim üyelerinden kaçını hatırlıyoruz şimdi? Oysa o dönem asılan başbakan şu an en büyük şehrin en büyük bulvarında dev bir anıtın altında istirahat ediyor. Üstelik gelip geçen halktan dualar alıyor.
İnsanlık tarihinin en enfes buluşlarından biridir bumerang. Aborijinler kanguruların kafasını karıştırmak için keşfettiklerinde, insan ve toplum refleksleriyle bir paralellik kurdular mı bilmiyorum; ama ben öfkenin de, kinin de, adavetin de bumerang gibi olduğunu düşünüyorum. Ne kadar hınçla ileri fırlatırsan fırlat, bir gün geri gelir ve seni bulur!
Ülkenin en politikleşmiş ve en anti-demokratik kurumlarından birinin YÖK olduğunu düşünmeye başladım. Bugün karşımızda diğer tarafı anlamamak için kulaklarını tıkamış, dediğim dedik diyen, icabında yasa, Meclis tanımayacağını deklare eden, iliklerine kadar politize olmuş bir kurum var.
Bakın şu açıklama bir üniversite senatosu tarafından yapıldı ve tarih altını çizerek kaydetti: “Avrupa Birliği’ne üye olmak adına çıkarılan uyum yasaları, Kamu Yönetimi Temel Yasası, Anayasa Mahkemesi’nin yapısını değiştirmeye yönelik çabalar ve son olarak da gündeme getirilen YÖK Yasa Tasarısı gibi girişimlerle yüce Atatürk’ün kurmuş olduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin yıkılması amaçlanmaktadır.”
Bir de bireysel savurmalar var: ‘Yasayı tanımayız, Meclis’i dinlemeyiz’ vesaire. Medyanın kalemşörlerini buraya yazıp yer israfı yapmanın anlamı yok, bilen biliyor zaten.
Bunlar kötü şeyler mi söyleyin lütfen? Herkesin ne olduğunu hem dünya hem de millet görüyor. İktidarın varsa yanlışı, yamuğu seçimde sandıkta alacaktır karşılığını. Üzülmemek mümkün değil; ama anlaşılmaz da değil inanın
Diyelim ki el verdiler, kol verdiler, gaz verdiler, bir şekilde darbe, muhtıra, cunta türü şeylere neden oldular. Şuna tüm kalbimle inanıyorum ki; bu ülkenin kürek çektiği yön ne kadar ters olursa olsun, dünyanın gittiği, insanlığın aktığı bir mecra var. Biz, istediğimiz kadar içimize kapanalım, demirperde ülkeleri gibi çağdaş toplumlarla aramıza duvarlar örelim. Çok fazla sürmez, sürmeyecektir. Zira özgürlük, insanlık, demokrasi akacağı mecrayı bulup, yatağında dönecek, bumerang sahiplerini vuracak ve tarih seyrine devam edecektir.
Ha bu arada neler olabilir, size onu da söyleyeyim: Bugün imam hatip dendiğinde, başörtüsü kelimesi geçtiğinde kanı beynine sıçrayanlar gelip, ‘ya dindar insanların sayısı normal liselerde, üniversitelerde çoğaldı, bunlara İHL açıp ayıklayalım ya da dindar olanlar, dini hayatlarına uygulayanlar başlarını örtsünler ki onları daha rahat tanıyalım’ diye kendileri tekliflerde bulunacaklar.
Diyeceğim o ki; olaya bir de bu açıdan bakın lütfen. Bilge insanın dediği gibi, ‘Arif onu seyreyler’ deyip bir yandan bumerangın ‘insanlar zulmeder, kader adalet eder’ seyrini, diğer yandan sonunu bekleyelim.