Bursa'ya iş gezisi için gitmişken, teravih namazını Ulucami'de kılalım istedik, zaten iş gezisi planı yapıldığından beri Fatih abinin isteği idi, bence de güzel bir fikir idi. İftar'dan sonra Gazi Orhan Camisinde akşamı kılıp, yatsı ezanına doğru Ulucami'ye geçtik.
Beraber gittiğimiz arkadaşımızın da önceden söylediği gibi, caminin yarısına kadar erkekler, yarıdan arkaya kadar kadınlar saf tutmuşlar. Burada kadınlara ayrılan alan küçük, üst kat/alt kat gibi bir kavram olmadığı için bu tarz bir adet geliştirmişler, amenna deyip öne doğru geçtim.
Ulucami'nin meşhur minberi ve mihrabının olduğu kısmını tamirat/restorasyon için yeşil bir muşamba ile kapatmışlar, orayı görememek bile caminin havasından alıp götürdü benden. Belki içimden hep "iç çeşmede abdest alıp, oranın hemen önünde kılarım" diye yaptığım plan tutmadığı içindir.
Hocaefendi, vaazı bitirip namaza geçince, gördüm ki yatsı bile hızlı kılınıyor. Bizim mahallecamisinde veya Altunizade ilahiyat camisindeki teravih hızında burada yatsı kılınmakta. Tamam dedik, yapacak birşey yok..
Gel gelelim teravihde işler koptu. Namaz kabul edilebilir sınırlar içerisinde 3 ayet ilkesi ile eda edilerek, kimi zaman bazı rükunlara yetişmekte zorlanarak devam etmeye başladı. 2 bitti, 4 bitti, derken sıra geldi salâvata. Sagolsun müezzin(ler) arkadan kovalayan varmış gibi son sürat bir salavat getirdi, Itrî'nin kemikleri sızlamıştır kesin, ne cemaat yetişti ne ben yetiştim. Onlar alışmış buna belki ben pişman oldum. Keşke dedim Gazi Orhan Camisinde kalsaydım, belki orası huzurlu olurdu...
Nereye yetişiyoruz müslüman, söyle bana. Maç mı vardı namazdan sonra, evde çaya bekleyen mi vardı, yoksa alacaklılarınıza borcunuzu ödeyecektiniz de geç mi kalmıştınız?