Arkadaşlarla çay içerken birden biri bir fikir attı ortaya , daha doğrusu bir öneriydi. Birkaç günlügüne New York dışına çıkalım güneye doğru bir gezi yapalım . Tamam denildi ve bir minübüs bulup yola koyulduk.Her nasılsa okul gibi bir yerde ( New York'tan çok uzakta değil Virginia tarafı olabilir) mola için durakladık . Arabadan ilk ben indim . Sanki bir üniversitenin kampüsündeydik . Binalardan birinin girişine gözüm takıldı . Tanıdık birisi vardı kapıda . Tanıdık dediğim kişi
Fatih Ceren'den başkası değildi .
" Vay kardeşim senin ne işin var buralarda ? " deyip kucakladım . Ne kadar sevinmiştim . Tam o sırada elinde bir kitapla
Atakan çıktı . Sevincim ikiye katlandı , onunla da kucaklaştık . Sizler buradasınız demek , ne zaman geldiniz , benim niye haberim yok gibi bir soru dizisine başlıyordum ki Atakan ; belki de ayaklarımı yerden kesecek bir söz söyledi . "
Sadece biz değiliz ki diğerleri de burada" . Kapıdan girdim bizim
Hasan ( kıro) yanında
Özgür ile beraber , iki adım gerilerinde de
İrfan var . Gözlerime inanamıyordum . Sınıfın birinden gelen seslere kulak verip o tarafa doğru yöneldim . Kapıda
Birtan vardı , "
Neredesin be seni bekliyoruz" dedi bana . Hala şoktaydım . Sınıfın kapısından kafamı içeri uzattım içeride
Tayfun İnce elinde kağıt kalem
Hakan'a birşeyler anlatıyor . "
Şimdi dersin zamanı mı ? Buralara gelmişsiniz gelin sizleri New York'a götüreyim gezelim biraz ." diyerek içeri yöneldim . Kapıyı kapattığımı hatırlamıyorum . Kapıya tıklandı bir kez , derken bir kez daha , bir kez daha ve tıklamalara bir ses eşlik etti .
Murat Abi , Murat Abi saat 05:30 sabah namazı vakti .... Gözlerimi açtım , bir rüyaydı ama ne güzel bir rüyaydı . İnsan rüyada da olsa arkadaşlarını görünce böyle yanında , gurbet ellerde çok mutlu oluyor .
Hele bir de gerçekten burada olsanız ...